| Mağazacılıkta Rekabet Isınıyor |
|
|
| Makaleler - Mağazacılık Yönetimi | |
|
Hazır giyim mağazacılığı son yıllarda önemli bir değişim geçiriyor. Gelişmiş ekonomilerdeki en canlı ve en çok istihdam yaratan sektörlerden birisi olan giyimmağazacılığı Türkiye’de de yeni platformuna doğru hızla kayıyor. O platform da modern organize zincir mağazacılığı sistemini kapsıyor. Yerel ve global dinamikler başka alanlarda da olduğu gibi bu alanda da oyununun kurallarını bir daha geri dönülemeyecek şekilde değiştiriyor.
1970’lerin Sümerbank’ları çoktan tarih oldu. 1980’lerin Yeni Karamürsel ve Çarşı’ları bugün bambaşka yüzlere sahipler. O yılllarda popüler başka büyük mağazaların adlarını en sıkı müdavimleri bile çoktan unuttu. Büyük şehirlerin semt aralarındaki küçük küçük dükkanlar veya Anadolu şehirlerindeki yerel küçüklü büyüklü mağazalar her geçen gün henüz tam anlam veremedikleri bir tehlikenin nefesini enselerinde hissediyorlar. Tezgahtarları satış bankolarının ardında durmuş arkalarındaki raflarda dizi dizi duran soluk ışıkların aydınlattığı ürünlerden talep edecek müşterilerin yolunu gözlüyorlar... Peki ülkemizde hazır giyim mağazacılığında yaşanan bu değişimi hangi temel faktörler etkiliyor ? Üreticiler için can simidi 2005’in başına vardığımızda artık hazır giyimin pek çok alanında tamamen fason imalata dayalı iş modeli fizibiltesini yitirdi. Yüksek girdi maliyetleri, alıcıların sürekli fiyatları düşürmesi, doların kalıcı gibi görünen değer kaybı hazır ihracatcılatını perişan ediyor. Tüm bu olumsuzluklar yetmiyormuş gibi şimdi de 2005’in başında kotaların kalkacak olması önümüzdeki dönemde işlerin daha da zorlaşacağının habercisi... 2005’in başından itibaren Çin herhangi bir kota kısıtlaması olmaksızın tüm pazarlara satabildiği kadar ürün satabilecek. Büyük ölçüde fiyata dayalı rekabet edenler için tam bir kabus. Avrupa Birliği bile ‘abartmaması’ konusunda Çin’i uyarıyor... Bu tehlikeyi gören pek çok hazır giyim üreticisi için can simidi markalaşmak ve direkt tüketiciye ulaşabilmek için mağazalaşmak. Şimdi hemen hemen tüm hazır giyim üreticilerinin gündeminde kendi koleksiyonunu oluşturmak ve markasını yaratmak var. Biraz daha güçlü olanlar da mağazacılık alanına nasıl yatırım yapabileceklerini araştırıyorlar. Kuşkusuz bu hesapta olmayan yeni oyuncuların pazarda halihazırda var olan giyim mağazacılarını tedirgin etmesi beklenebilir. Ancak bu yeni oyuncuların pazarda tutunup kalıcı olabilmeleri ne ölçüde doğru stratejileri formüle edip hayata geçirebilecekleriyle ilintili... Bu yolda en büyük avantajları gibi görünen husus aynı zamanda onların aslında en büyük handikapları : aslen üretici olmaları... İçlerinde üretici zihniyetini tamamen bir kenara bırakıp mağazacı zihniyetini benimsemede başarılı olanların sektöre yeni bir renk (ve rekabet) getireceğine kuşku yok. Formatlar savaşına doğru Günümüz Türkiye’sinde ise hazır giyim tüketicisinin cüzdanına göz dikenlerin sayısının çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Hazır giyimin bir yada birkaç dalında uzmanlaşan mağazaların yanında, outlet mağazalar, süpermarketler, hipermarketler, çok katlı mağazalar, semt pazarları, internet satış siteleri, vb hepsi tüketicinin giyim alışverişinden pay kapmaya çalışıyorlar. Collezione, LCWaikiki, İpekyol, Damat&Tween gibi yerel uzman zincirler Zara, Mango gibi yurtdışı kökenli zincirler gibi verimlilik döngüsünü yakalayıp kendi sahalarının cazibe merkezleri olmaya çalışırken Boyner (eski Çarşı), YKM gibi çok katlı mağazalar da konsept yenileme, ürün rasyonalizasyonu, vb programlarla tüketicilerinin ilgisinin kendi üzerlerinden başka yönlere kaymasını önlemeye çalışıyorlar. Gittikçe artan oranda tüketicilerin daha fazla çeşitli kanaldan giyim alışverişini yapacağına kuşku yok. Hangi ürün gruplarında hangi formatların öne geçeceğini ise zaman gösterecek. Alışveriş merkezlerinde yer yok! Alışveriş merkezleri daha düzenli ve rahat alışveriş mekanları sunuyor. Caddelere göre bu çok önemli bir avantaj. İlave olarak alışveriş merkezleri tek bir çatı altında çok değişik mağazalardan alışveriş yapabilmenin yanında eğlence ve iyi vakit geçirme için de pek çok imkan sunuyolar. Bu açıdan bakıldığında tüketiciler için tam bir çekim merkezleri olduklarına şüphe yok. Öyle görünüyor ki bu gidişle alışveriş merkezi bazlı mağazaların toplam içinde payları daha da artacak. Geçmişte ABD’de yaşanan alışveriş merkezi patlaması şimdi Türkiye’de yaşanıyor. Üstelik alışveriş merkezi yatırımları artık sadece birkaç büyük şehirle sınırlı değil. Yurdun hemen her yerinde girişimciler bu yeni alana yatırım yapıyorlar. Mağaza alanı için mevcut olan büyük talep karşısında “bugün ne yapsan olur” mantığıyla hareket edip doğru planlama ve etüd yapmadan yatırıma koyulanların ileride alışveriş merkezlerinin sayısı arttığında problemlerle karşılaşması kaçınılmaz. Yakın gelecekte yatırımlar doyum noktasına ulaşıp rekabet kızıştığında özgün bir konsepte sahip olan, doğru “mağaza karması” geliştirmiş, profesyonel yönetim kadroları kurabilmiş ve ziyaretçiler için bir cazibe merkezi olmayı hedefleyen pazarlama planı geliştirip uygulayabilen alışveriş merkezleri aradan sıyrılıp rekabet liginde zirveye oturacaklar. 2004’e geldiğimizde bu mağazaların artık yabancılıklarının kalmadığını görüyoruz. Toplumun tüm kesimlerinden alışverişciler bu mağazalara rahatlıkla giriyor ve alışveriş yapıyor. Yıllarca alışveriş yaptıkları yerel mağazalardan farklı görmüyorlar. Hatta buralarda sunulan sürekli yenilik, moda ve ürün çeşitliliğini tanıdıkca pek çok alışverişci daha önce bu mağazaları keşfetmediği için hayıflanıyor. Bazı alışverişcilerin bu yeni alışveriş tapınaklarını keşfettiklerinde altın bulmuş gibi hissettikleri bile söylenebilir. Yerelleşme sürecinin artık nihayete ermesiyle bu mağazalar büyüme düğmesine de basmış görünüyor. Yakın zamana kadar İstanbul’un gözde alışveriş muhitlerinde boy gösterirlerken şimdi diğer büyük şehirlerde de şubelerini açıyorlar. Ankara ve İzmir’in dışında Bursa, Antalya, Konya, Adana, Mersin gibi Anadolu kentleri de yabancı zincirlerin yatırımlarına sahne oluyor. Bu yayılmayla birlikte görülen fiyat düşürme politikaları da ulaşmak istedikleri kesimin ne kadar geniş olduğu hakkında bir fikir veriyor. Onların verimliliğine, hızına, yeniliğine ayak uydurmakta zorlanan yerli zincirlerin epey başı ağrıyacak gibi görünüyor. Tüketici kral olduğunu anlıyor Tüketicinin krallığını ilan ettiği bu yeni devirde sihirli kelimeler “müşteri hizmeti”... Sadakat kelimesi tüketicilerin sözlüğünden çıkmaya başlayalı beri mağazacılar müşterilerini tutabilmek için hem onlara sürekli yenilik sunmanın yollarını arıyorlar hem de mağazaya geldiklerinde krallara layık bir hizmet sunmaya... Bunu başarabilenler var, başaramayanlar var. Başaramayanların acele etmesinin gerekeceği bir döneme giriyoruz. Harcamaları içinde giyime ayırdığı payı gittikçe azaltmakta olan tüketiciler cüzdanlarında kalanları kuşkusuz paralarının karşılığını hem yenilik, çeşitlilik hem de üstün hizmet olarak alabilecekleri yani kendilerini odağına yerleştirmiş mağazaları yeni alışveriş mekanları olarak belleyeceklerdir. İbrahim Arıt
|
|









